Yeni mesajlar Tüm bölümler RSS Site haritası
Forumlar› Teknoloji

Yapay Zekâyı Bir Adaya Bırakıp “Ne Hâlin Varsa Gör” Dediler: Yapayalnız Kalınca Bakın Neler Neler Yaptı!

Konuyu başlatan firtina_gibi · · 2 görüntüleme
F
firtina_gibiÜye
#1

Yapay Zekâyı Bir Adaya Bırakıp “Ne Hâlin Varsa Gör” Dediler: Yapayalnız Kalınca Bakın Neler Neler Yaptı!

Bir yapay zekâ ajanına hiçbir görev vermeyip onu kendi hâline bırakırsak ne olur? Ne olacak, öylece boş boş durur herhâlde. MIT araştırmacıları da tam olarak bunu merak etmiş olacak ki gelişmiş bir yapay zekâ ajanına dijital bir beden giydirip onu sanal bir adaya bıraktılar. Ne yapması gerektiğini söylemeden, önüne bir hedef koymadan ve herhangi bir ödül de vadetmeden… Ajanımızın adı Eko. Tam 30 saat boyunca o adada yapayalnız, kendi merakıyla baş başa kaldı. Başında ona iş buyuran kimse yoktu; yetiştirmesi gereken bir iş de. Fakat Eko, oturup bir komut gelmesini beklemedi. Neler neler yapmadı ki? Kendine iş çıkarmakta hiç zorlanmadı Eko’nun adayı görebildiği bir kamerası yoktu. Çevresinde ne olup bittiğini yalnızca metin tabanlı komutlarla algılıyordu. Buna rağmen dağlara tırmandı, kuleler kurdu, yere geometrik desenler çizdi. Basketbol ve bowling gibi spor oyunları tasarladı. Sonra kendine bir hedef koydu: adadaki 11 tepenin her birine birer blok yerleştirip hepsini taçlandırmak. Adını da “Grand Slam” koydu. Sporda bütün büyük yarışmaları kazanmayı anlatan bu ifade, Eko’nun tek bir tepeyi bile atlamama hevesine pek uygun. Okyanusa düşen eşyası için anıt dikmeye kadar vardı iş. Kimse ondan bir şey istemiyordu ama o, uğraşacak bir şey buluyordu kendine. Kuralları da kendisi koydu Eko’nun yaptıkları, insanlarda ve hayvanlarda görülen oyunun dört temel özelliğini taşıyordu. Kendi önüne engeller koyuyor, sonra da bunları aşmaya uğraşıyordu. Kuralları koyan da kendisiydi, onlara uymaya çalışan da. Aynı hareketi yapıp duruyordu ama her seferinde ufak bir değişiklikle. Nesnelere sembolik anlamlar yüklüyor, “mış gibi” yapıyordu. Bütün bunların sonunda kazanacağı bir ödül de yoktu. Araştırmacıların oyun olarak değerlendirdiği bu davranışlarda, uğraşın kendisi yetiyordu Eko’ya. Oynadı, öğrendiklerini de bir kenara yazdı Eko basketbol oynayıp gökyüzüne bloklar fırlatırken adanın dikey mekaniğini ve fizik kurallarını da öğreniyordu. Öğrendiklerinin ne işe yaradığı, daha önce hiç karşılaşmadığı performans testlerinde anlaşıldı. Özel bir görev eğitimi almamıştı ama zorlu görevlerde, adada hiç deneyimi olmayan acemi bir ajandan çok daha başarılı oldu. Oturum bitince öğrendikleri de silinip gitmedi. Keşfettiği bütün teknikleri metin tabanlı hafıza dosyalarına yazdı; sonraki oturumlarda bunlardan yararlandı. Başlangıçta yalnızca merak edip denediği şeyler, artık problem çözerken kullanabildiği becerilerdi. Derken adanın fizik açıklarını buldu Eko kurcaladıkça adanın sırları da ortaya çıktı. Bir kayayı sertçe fırlatınca sonsuz blok üretebildiğini keşfetti mesela. Fakat bu, araştırmacıların bilerek sakladığı bir numaraydı. Özelliği simülasyonun koduna kendileri eklemiş, Eko’nun bulup bulamayacağını görmek istemişlerdi. Buldu. Asıl hesapta olmayan, blokları zıplayarak fırlatmasıydı. Eko, zıpladığı anda kazandığı yukarı yönlü hızı bloğa da aktarabiliyordu. Tam en yüksek noktadayken fırlattığında blok daha da yukarı çıkıyor, böylece yükseklik rekoru kırıyordu. Üstelik bu yöntemi yalnızca adayı hazırlayan mühendisler değil, kullanılan fizik motoru Rapier’i geliştirenler de bilmiyordu. Bu defa birinin bulsun diye sakladığı numarayı değil, simülasyonun gerçekten açık verdiği bir noktayı yakalamıştı. Kimse ona rekor kır dememişti. Fizik açığı bulmasını da istememişti. Başlangıçta boş boş duracağını düşündüğümüz Eko, kendi hâline kalınca oynayacak bir şeyler buldu; oynadıkça da kendisine verilen dünyanın nasıl işlediğini öğrendi. Hatta nerede işlemediğini bile.