Yeni mesajlar Tüm bölümler RSS Site haritası
Forumlar› Teknoloji

Samsung'un Gelmiş Geçmiş En Tuhaf 10 Telefonu

Konuyu başlatan kahin_dede · · 2 görüntüleme
K
kahin_dedeÜye
#1

Samsung'un Gelmiş Geçmiş En Tuhaf 10 Telefonu

Bugün bir Samsung telefon gördüğünüzde hangi döneme ait olduğunu tahmin etmek nispeten kolay. Büyük dokunmatik ekranlar, arka bölümde sıralanan kameralar ve Galaxy ailesinin yıllar içinde oturan tasarım çizgisi markanın telefonlarını daha tanıdık hâle getirdi. Samsung'un geçmişine gittiğimizde ise çok daha deneysel bir tabloyla karşılaşıyoruz. Şirket yıllar boyunca telefona optik yakınlaştırmalı kamera, projektör ve hatta projektör telefonu kumanda etmek için farklı kontrol sistemleri eklemeyi denedi. Bazı modeller belirli pazarlarda satıldı, bazıları ise küresel çapta teknoloji dünyasının gündemine oturdu. Aralarında geleceğin teknolojilerine erken göz kırpanlar da vardı, bugün gördüğümüzde “Bunu gerçekten üretmişler mi?” dedirtenler de. 1. Samsung Galaxy S4 Zoom 2013'te çıkan Galaxy S4 Zoom'a telefon demek de kompakt fotoğraf makinesi demek de mümkündü. Ön taraftan bakıldığında dönemin Galaxy modellerine benzeyen cihaz, çevrildiğinde büyük lensi ve fiziksel kamera tutuşuyla bambaşka bir ürüne dönüşüyordu. Cihazın arkasında 16 MP kamera ve 10x optik yakınlaştırma yapabilen lens sistemi bulunuyordu. Bugün telefonlarda periskop kameralarla yüksek yakınlaştırma değerlerine ulaşabiliyoruz ancak Samsung o yıllarda sorunu çok daha doğrudan çözmüştü. Gerçek bir zoom lensini telefonun arkasına yerleştirmişti. Bunun bedeli kalınlıktı. Lens mekanizması nedeniyle S4 Zoom normal bir akıllı telefondan belirgin biçimde daha hacimliydi. Cebe koyduğunuzda kamera çıkıntısını görmezden gelmek mümkün değildi. Galaxy S4 ismini taşımasına rağmen donanımı da standart Galaxy S4 ile aynı değildi. Samsung daha çok Android telefon ile kompakt kamera arasında hibrit bir cihaz oluşturmuştu. Akıllı telefon kameralarının henüz bugünkü seviyeye ulaşmadığı düşünülünce fikir anlaşılırdı. Yine de insanların çoğu cebinde kalın bir kamera-telefon taşımak yerine daha ince telefonları tercih etti. 2. Samsung Galaxy Beam Telefonunuzun ekranı küçük mü geliyor? Samsung 2012'de bunun için oldukça sıra dışı bir çözüm sundu: Telefonun içine projektör yerleştirmek. Galaxy Beam'in üst kısmında bulunan dahili pico projektör sayesinde görüntüler duvar veya benzeri düz bir yüzeye yansıtılabiliyordu. Fotoğrafları, videoları ve telefondaki çeşitli içerikleri daha büyük bir görüntü hâlinde izlemek mümkündü. Fikir sunum yapan kullanıcılar için ilgi çekiciydi. Yanınızda ayrı bir projektör taşımadan telefon üzerinden görüntü yansıtabilmek dönemin standart akıllı telefonlarından oldukça farklı bir özellikti. Fakat küçük telefon gövdesine yerleştirilen projektörün doğal sınırları vardı. Parlaklık, gerçek bir projektörle yarışacak seviyede değildi ve iyi sonuç için karanlık bir ortam gerekiyordu. Projektör kullanımı bataryayı da hızlı tüketebiliyordu. Samsung daha sonra Beam ailesini devam ettirmeyi denese de projektör akıllı telefonların standart özelliğine dönüşmedi. Buna rağmen Galaxy Beam, akıllı telefon üreticilerinin bir dönem “Telefona başka ne ekleyebiliriz?” sorusuna ne kadar sıra dışı cevaplar verdiğinin en güzel örneklerinden biri. 3. Samsung Galaxy Round Katlanabilir telefonlardan yıllar önce Samsung ekranları bükmeye başlamıştı. 2013 yılında tanıtılan Galaxy Round, şirketin kavisli OLED ekran teknolojisini sergilediği ilk ticari telefonlardan biri oldu. Ancak bugünkü Galaxy Z Fold veya Z Flip modellerinde olduğu gibi telefonu katlayamıyordunuz. Galaxy Round'un gövdesi sabit biçimde yatay eksende kavislendirilmişti. Telefon masaya bırakıldığında orta bölümü yüzeye yaklaşırken kenarları yukarı doğru kıvrılıyordu. Samsung bu tasarımdan yazılımsal olarak da yararlanmaya çalıştı. Telefon masadayken hafifçe yana doğru yatırıldığında saat, bildirim ve bazı bilgiler görüntülenebiliyordu. Galaxy Round geniş çapta yayılan bir model olmadı ve belirli pazarlarda sınırlı kaldı. Buna rağmen ekran teknolojisi açısından önemli bir deneydi. Sonraki yıllarda Samsung Galaxy Note Edge ile ekranın kenarını kıvırdı, Galaxy S serisinde kavisli ekranları yaygınlaştırdı ve sonunda gerçekten katlanabilen Galaxy Z ailesini geliştirdi. Galaxy Round bugün garip görünebilir ancak Samsung'un esnek OLED ekranlarla yıllardır yaptığı deneylerin erken örneklerinden biriydi. 4. Samsung Galaxy Note Edge 2014 yılında telefon ekranlarının büyük bölümü dümdüzdü. Samsung ise Galaxy Note Edge'de ekranın sağ kenarını cihazın yanına doğru kıvırarak oldukça farklı bir tasarım ortaya çıkardı. Bu kavis yalnızca görsel amaç taşımıyordu. Ekranın yan bölümü uygulama kısayolları, bildirimler ve çeşitli kontroller için ayrı bir alan olarak kullanılabiliyordu. Ana ekran başka bir içerik gösterirken kenardaki panel farklı bilgiler sunabiliyordu. Bugünün gözleriyle baktığımızda hafif kavisli ekranlar çok şaşırtıcı görünmeyebilir. Note Edge'in tasarımı ise çok daha belirgindi. Telefonun yalnızca tek kenarı kıvrıldığı için cihaz asimetrik bir görünüme sahipti. Samsung bu fikri birebir aynı biçimde uzun yıllar sürdürmedi. Bunun yerine kavisli ekran teknolojisi Galaxy S6 edge gibi modellerle daha simetrik bir tasarıma dönüştü. Daha sonra kavis oranları giderek azaldı. Note Edge böylece kısa ömürlü bir tasarım deneyi olarak kaldı. Yine de telefon ekranının yalnızca ön yüzeyden ibaret olmak zorunda olmadığını gösteren ve Samsung'un sonraki tasarımlarına zemin hazırlayan ilginç modellerden biriydi. 5. Samsung Galaxy K Zoom Galaxy S4 Zoom'un ardından Samsung kamera-telefon fikrinden hemen vazgeçmedi. 2014'te Galaxy K Zoom piyasaya çıktı ve şirket büyük optik yakınlaştırma mekanizmasını Android telefonla birleştirmeyi bir kez daha denedi. Galaxy K Zoom'da 20,7 MP kamera ve 10x optik yakınlaştırma bulunuyordu. Telefonun kamerası açıldığında lens fiziksel olarak gövdeden dışarı çıkıyordu. Kapalı durumdayken bile arka bölüm normal bir akıllı telefondan çok kompakt fotoğraf makinesini hatırlatıyordu. Samsung önceki modele göre tasarımı daha telefon benzeri hâle getirmişti ancak fizik kurallarını tamamen aşmak mümkün değildi. Büyük sensör ve hareketli optik sistem hâlâ ciddi bir alan kaplıyordu. Bu yaklaşımın yaygınlaşmamasında akıllı telefon kameralarının hızlı gelişmesi etkili oldu. Üreticiler kalın optik mekanizmalar yerine birden fazla kamera, dijital görüntü işleme ve daha sonra periskop lens sistemlerine yöneldi. Galaxy K Zoom böylece Samsung'un kamera ile telefonu fiziksel olarak birleştirdiği dönemin son dikkat çekici örneklerinden biri oldu. Bugün 5x ve 10x seviyelerinde yakınlaştırma sunan ince telefonlara bakınca teknolojinin aynı sorunu ne kadar farklı bir yoldan çözdüğü daha net görülüyor. 6. Samsung SPH-N270 Matrix Phone 2003 yapımı The Matrix Reloaded için Samsung tarafından hazırlanan SPH-N270, sıradan bir telefon olmaktan çok filmden çıkmış bir aksesuar gibi görünüyordu. Zaten cihazın tasarım amacı da tam olarak buydu. Telefonun üst bölümünde açılıp kapanabilen sıra dışı bir kulaklık parçası bulunuyordu. Yeşil ağırlıklı ekranı ve bilim kurgu tasarımı, Matrix evreninin görsel diliyle uyumlu olacak şekilde hazırlanmıştı. SPH-N270 günlük kullanım açısından dönemin en gelişmiş telefonu değildi. Kamera gibi bazı popüler özelliklerden yoksundu ve üretim miktarı sınırlıydı. Onu ilginç yapan teknik özelliklerinden ziyade bir sinema filmiyle bağlantılı özel tasarımıydı. Bugün film veya oyun temalı telefonlarda genellikle özel renkler, kutular ve yazılım temaları görüyoruz. Samsung'un Matrix telefonu ise çok daha ileri giderek cihazın fiziksel şeklini tamamen değiştirmişti. Bu nedenle SPH-N270, yalnızca Samsung'un değil telefon tarihinin de en sıra dışı film iş birliklerinden biri olarak kaldı. Bir telefonu kullanırken Neo'nun ekipmanlarından birini taşıyormuş gibi görünmek isteyenler için daha uygun bir model bulmak muhtemelen zordu. 7. Samsung Serene Samsung 2005 yılında Bang & Olufsen ile birlikte Serene isimli oldukça alışılmadık bir telefon geliştirdi. Cihaz klasik kapaklı telefon formunu bile tersine çeviriyordu. Serene açıldığında ekran alt bölümde, tuşlar ise üst bölümde kalıyordu. Daha da ilginci standart sayı klavyesi yerine dairesel bir tuş düzeni kullanılmıştı. Ortadaki döner kontrol sistemiyle menüler arasında hareket edilebiliyordu. Telefonun tasarımı Bang & Olufsen'in minimalist ürün anlayışını yansıtıyordu. Masa üzerine bırakıldığında küçük bir elektronik aksesuardan çok dekoratif bir obje gibi görünüyordu. Kamera da alışılmadık bir konuma yerleştirilmişti. Cihazın yan tarafındaki kamera nedeniyle fotoğraf çekme deneyimi standart telefonlardan farklıydı. Serene geniş kitlelere yönelik ucuz bir model değildi. Daha çok tasarım ve lüks odaklı bir ürün olarak konumlandırılmıştı. Telefonların yalnızca teknik özellikleriyle değil moda ve tasarım nesnesi olarak da satılmaya çalışıldığı dönemin en uç örneklerinden biri hâline geldi. 8. Samsung Juke 2007'de piyasaya çıkan Samsung Juke, adından da anlaşılabileceği gibi müziği merkeze alan bir telefondu. Fakat onu listeye sokan şey MP3 çalabilmesi değil, gövdesinin açılma biçimiydi. Telefon kapalıyken son derece ince ve uzun bir müzik çalara benziyordu. Küçük ekranın altında dairesel kontrol alanı bulunuyordu. Sayı tuşlarına ulaşmak istediğinizde ise ön bölüm yana doğru döndürülüyor ve telefonun altındaki klavye ortaya çıkıyordu. Bu döner yapı sayesinde Juke hem cep telefonu hem de taşınabilir müzik çalar kimliği taşımaya çalışıyordu. iPod ve diğer MP3 çalarların son derece popüler olduğu yıllarda böyle bir yaklaşım mantıksız değildi. Ancak ince gövde beraberinde küçük ekran ve dar klavye gibi sınırlamalar getiriyordu. Cihazın tasarımı işlevsellikten çok farklı görünmesiyle akılda kaldı. Akıllı telefonların müzik çalarları neredeyse tamamen ortadan kaldırmasından hemen önce çıkan Juke, telefon üreticilerinin iki farklı cihaz kategorisini tek üründe buluşturmak için kullandığı ilginç tasarım çözümlerinden biriydi. 9. Samsung Alias 2 Kapaklı telefon mu, QWERTY klavyeli mesajlaşma cihazı mı? Samsung Alias 2 ikisi de olmaya çalışıyordu. 2009'da çıkan cihaz iki farklı yönde açılabilen menteşe sistemine sahipti. Normal biçimde açıldığında klasik bir kapaklı telefon gibi kullanılabiliyor, yatay yönde açıldığında ise mesajlaşmaya uygun geniş bir klavye düzenine geçiyordu. Asıl ilginç özellik tuşlardaydı. Samsung, E Ink benzeri elektronik mürekkep teknolojisini tuş etiketlerinde kullanmıştı. Cihazın hangi modda tutulduğuna göre tuşların üzerinde gösterilen karakterler değişebiliyordu. Bir anda sayı tuşları görürken farklı kullanım biçiminde harflerle karşılaşabiliyordunuz. Bugün yazılımsal klavyeler bunu ekranda zahmetsizce yapıyor. Alias 2 ise fiziksel tuşların işlevini değiştirebilmek için çok daha karmaşık bir yöntem kullanıyordu. Dokunmatik ekranların hızla yükseldiği bir dönemde çıkan cihazın fikri uzun süre devam etmedi. Yine de fiziksel klavyenin sınırlarını zorlayan en yaratıcı Samsung telefonlarından biri olmayı başardı. 10. Samsung Galaxy Golden Akıllı telefonların dokunmatik ekran nedeniyle klasik kapaklı telefonları ortadan kaldırdığı düşünülürken Samsung iki dünyayı bir araya getirmeyi denedi. 2013'te tanıtılan Galaxy Golden, Android işletim sistemiyle çalışan kapaklı bir akıllı telefondu. Üstelik cihazda tek ekran yoktu. Kapağın dış bölümünde bir dokunmatik ekran, açıldığında ise içeride ikinci ekran ve fiziksel sayı tuşları bulunuyordu. Kullanıcı telefonu kapalıyken modern bir dokunmatik cihaz gibi kullanabiliyor, kapağı açtığında eski telefonların fiziksel klavyesine geri dönebiliyordu. Galaxy Golden'ın tasarımı herkese yönelik değildi ve belirli pazarlara odaklandı. Buna rağmen Samsung kapaklı akıllı telefon fikrini sonraki yıllarda da bazı modellerle sürdürdü. İşin ilginç yanı, yıllar sonra Galaxy Z Flip ile kapaklı telefon fikri yeniden Samsung'un en önemli ürünlerinden biri hâline geldi. Aradaki fark, bu kez fiziksel sayı klavyesi yerine katlanabilir OLED ekran kullanılmasıydı. Samsung'un geçmişindeki bu modeller, şirketin bugünkü katlanabilir telefonlara bir anda ulaşmadığını gösteriyor. Projektörlerden dönen klavyelere, optik zoom lenslerinden çift ekranlı kapaklı telefonlara kadar yıllarca farklı fikirler denendi. Bazıları teknoloji tarihinde küçük bir dipnot olarak kaldı, bazı deneylerin izleri ise bugün kullandığımız Galaxy modellerinde bambaşka biçimlerde yaşamaya devam ediyor.